Geçenlerde 1,5 yaşındaki oldukça gürültülü ve hareketli oğlumuz Efe'den kaçamak yapabildiğimiz bir Cumartesi öğleden öncesinde sinemaya gidelim dedik. Mekan Maltepe AFM, film Kefaret. Film saati 11:00. Çayımızı, kahvemizi alıp 5 dakika öncesinde koltuklarımıza yerleştik. Reklam kuşağı girdi, 1, 2, 3 falan derken arka arkaya abartısız 20 reklam ile tam bir bombardıman. Saat 11:30, yani bildirilenden yarım saat sonra film başladı. Ben de Carrefour'da 3-5 vitrin daha bakmak ve kocamla bir kaç çift laf daha etmek varken neden metazori bu reklamları seyrettik şimdi? gibi bir psikoza girdim ve giderek daha da sinirlendim bu duruma.
Hani sinema reklamlarını pazarlayanlar iddia eder ya "bu mecrada reklamların kesinlikle izlendiğinden ve hatırlandığından emin olabilirisiniz ve dolayısıyla paranız çöpe gitmez çünkü zaplama imkanı yok". Kesinlikle doğru ama bu insanın kendini karanlık bir odada hapis olmuş hissetmesine engel olmuyor. Bir "otomatik portakal" sendromu. Hiç de hoş değil... Ve Maltepe AFM artık kesinlikle benim favori sinema listemde değil.
29 Ekim 2007 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder